Tarih : 22 Mayıs 2008, Perşembe
Okunma Sayısı : 62
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Yargıtay Başkanlar Kurulunun bildirisine, Yayınlanan bildirinin yalnızca demokratik meşruiyeti değil, hukuki meşruiyeti de yoktur. Bu siyasi bir bildiridir ve hiçbir şekilde kabul edilemez diyerek tepki gösterdi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengi Mir Mehmet Fırat ve AK Parti Grup Başkanvekili Sadullah Ergin ile birlikte TBMMde basın toplantısı düzenleyen Çiçek, Yargıtay Başkanlar Kurulunun bildirisinin demokrasi ve hukuk sistemi adına çok büyük bir talihsizlik olduğunu ifade ederek, Yargıtay Başkanlar Kurulunun, bildiri yayınlamak gibi bir görev ve yetkisine kesinlikle sahip olmadığını belirtti.
Demokratik hukuk sistemimizde kaynağını anayasa ve yasalardan almayan hiçbir yetki millet adına kullanılamaz diyen Çiçek, yayınlanan bildirinin demokrasi ve hukuk sistemi adına çok büyük bir talihsizlik olduğunu söyledi.
Çiçek, Yayınlanan bildirinin yalnızca demokratik meşruiyeti değil, hukuki meşruiyeti de yoktur. Bu siyasi bir bildiridir ve hiçbir şekilde kabul edilemez dedi.
ÖĞLEDEN SONRA YAYINLANAN YARGITAY BİLDİRİSİ ŞÖYLEYDİ:
Yargıtaydan yine UYARI niteliğinde bir bildiri: Hükümet, yapacağı yargı reformunu bize sunmadan Avrupalılara sunmuştur
Yargıtay bildiriyle hükümeti halka ve kamuoyuna ŞİKAYET etti
YARGITAY BAŞKANLAR KURULU BİLDİRİSİ
- HEDEFLENEN BUDUR, ANCAK ASLA UNUTULMAMALIDIR Kİ İNSANLIK TARİHİ BÖYLESİ GÜDÜMLÜ YARGI İLE VARLIĞINI SÜRDÜREBİLEN, BİREYİNİ GÜVENLİ VE MUTLU EDEBİLEN VE UYGARLIK YARIŞINDA BAŞARILI OLABİLEN HİÇBİR MİLLET VE DEVLETE TANIKLIK ETMEMİŞTİR
- TÜM GELİŞMELER, ISRARLI BİR BİÇİMDE VE SİSTEMLİ OLARAK YARGI ERKİNİN BAĞIMSIZLIĞININ HAZMEDİLEMEDİĞİNİ, TARAFSIZLIĞI SAĞLAMA ADI VE ALDATMASIYLA YÜRÜTMEYE YANDAŞ, ONU KORUYUP KOLLAYAN VE ONUN TARAFINDAN DENETLENEN BİR YARGININ OLUŞTURULMASINI AMAÇLANDIĞINI BELGELEMEYE YETMEKTEDİR
- YARGI REFORMU STRATEJİ TASLAĞININ, YARGITAYA SUNULMADAN, GÖRÜŞ, DÜŞÜNCE VE DENEYİMLERİNDEN YARARLANMADAN, DİĞER YÜKSEK MAHKEMELERİN VE YARGI ERKİNİN SAİR ÜST ORGAN VE KURULUŞLARININ VE MENSUPLARININ GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİNDEN DE YARARLANMA GEREKSİNİMİ DUYMADAN AB YETKİLİSİNE VERİLMESİNİN DEVLET SORUMLULUĞUYLA BAĞDAŞMAYACAĞI, HİÇBİR GEREKÇEYE DE SIĞINILARAK AÇIKLANAMAYACAĞI ORTADADIR
Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisinde, Yargı Reformu Strateji Taslağının Yargıtaya sunulmadan, görüş, düşünce ve deneyimlerinden yararlanmadan, diğer yüksek mahkemelerin ve yargı erkinin sair üst organ ve kuruluşlarının ve mensuplarının görüş ve önerilerinden de yararlanma gereksinimi duymadan AB yetkilisine verilmesinin devlet sorumluluğuyla bağdaşmayacağı, hiçbir gerekçeye de sığınılarak açıklanamayacağının ortada olduğu bildirildi.
Yargıtay Başkanlar Kurulunun bildirisinde, son günlerde yaşanan gelişmelerin, ısrarlı bir biçimde ve sistemli olarak yargı erkinin bağımsızlığının hazmedilemediğinin, tarafsızlığı sağlama adı ve aldatmasıyla yürütmeye yandaş, onu koruyup kollayan ve onun tarafından denetlenen bir yargının oluşturulmasını amaçlandığını belgelemeye yettiği, ifade edilerek, Hedeflenen budur, ancak asla unutulmamalıdır ki, insanlık tarihi böylesi güdümlü yargı ile varlığını sürdürebilen, bireyini güvenli ve mutlu
edebilen ve uygarlık yarışında başarılı olabilen hiçbir millet ve devlete tanıklık etmemiştir denildi.
Yargıtay Başkanlar Kurulu Bildiride, bir yıla yakın süreçte ve özellikle son zamanlarda, giderek artan bir biçimde yargı erkine yönelik ve hukuk devleti olma ilkesiyle bağdaşmayan sistemli saldırıların Cumhuriyetin temel ilkelerini zedeler hal aldığı değerlendirmesinde bulunuldu. Bildiride, Süreklilik gösteren bu davranışlar, toplumun, çözüm bekleyen sorunlarının ve gerçek gündeminin ötelenmesine, gelişimine harcanması gereken zamanın gereksiz biçimde yitirilmesine neden olur hale dönüşmüştür
açıklamasına yer verildi.
Bildiride, Anayasanın kimi hükümlerinin yenilenmesi konusunda oluşan genel kabulden yararlanılmak suretiyle bir siyasi görüşün istek ve direktifi doğrultusunda bütünü değiştiren bir taslak hazırlattırılarak en doğru ve en çağdaş Anayasa tanımlamasıyla kamuoyuna sunulduğu ifade edildi. Anayasaların en geniş toplumsal mutabakatla, tartışma ve uzlaşma ve sahiplenmelerle hazırlanması gerekeceğinin göz ardı edildiği görüşüne yer verilen bildiride, Böylece ilk ciddi gerilim, beklenmedik bir
zamanda ve hiç de gerekli olmayan yöntemle gündeme yerleştirilmiştir denildi.
Bildiride, Yargıtay Başkanlar Kurulunun 28 Eylül 2007 tarihli konuya ilişkin bildirisine yer verilerek, şunlar kaydedildi:
Toplumun yoğun ve isabetli refleksi, anılan taslağın yasalaşması girişiminde duraksama yaşatmış, ancak Anayasanın 10. ve 42. maddeleriyle ilgili değişiklik engellenemeyen bir hızla yasalaştırılmıştır. Tüm gelişmeleri izleyip, değerlendiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı anayasanın ve yasaların kendisine yüklediği sorumluluğun gereği ve tezahürü olarak yasal yöntemle topladığı kanıtlara dayanmak suretiyle bir siyasi parti hakkında iddianame düzenleyerek Anayasa Mahkemesi nezdinde yargılama ve
müeyyide talebinde bulunmuş; ne var ki talebin muhatapları ve onların yandaşları iddianamenin kurumsal olduğu gerçeğini gözardı ederek, akla, mantığa ve hukuka aykırı tavır, söylem ve yazılarla ve hatta çoğu suç teşkil eden davranışlarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını toplumun tepki ve husumetini muhatap kılmaya yönelmişlerdir. Bu türden davranışların kişisel tatmin duyguları ötesinde, yargılanan siyasi kuruluşa hukuken hiç bir siyasi yarar sağlamayacağı, yargılamanın sonucunu da etkilemeyeceği
gözetilmemiş, zaman zaman şiddetini kaybetse de bütünüyle sona erdirilmediği, belki de bilinçli tarzda sona erdirilmek istenmediği gözlenir olmuştur. Süreçte, çelişki ve yanlışlıklar sürdürülmüş, açılan davayı Anayasal ve yasal sorumluluk ve yetkinliğiyle hukuka uygun olarak değerlendirilip, sonuçlandıracağında hiçbir kuşku bulunmayan Anayasa Mahkemesinin, her tür etkiden uzak biçimde, yargı yetkisiyle baş başa bırakılması ve sonucun saygıyla karşılanacağı kanısının yaratılması yerine Anayasanın 138.
maddesi hükmünü göz ardı eder bir sorumsuzlukla, yargıyı etkilemeye yönelik tavır, davranış ve görüş açıklamaları artan bir hızla sergilenmiştir.
Yargı huzurunda kendini ve siyasi teşekkülünü hukuka uygunluk içinde savunmak, ithamların asılsızlığı inancına sahip olunuyorsa kendi karşı kanıtları ve gerekçeleriyle iddiaları çürütmek yerine dilediği her şeyi yapabilme yetkisini halktan aldığı gibi şaşırtıcı bir inançla yargıyı ve mensuplarını halka şikayet ederek, hedef göstererek, hatta yabancı kişi ve kuruluşların yardım ve katkılarını sağlayarak Türk yargısını etkileme niyet ve gayretine girmek suretiyle açılan kapatma davasında lehe sonuç alma
heves ve yöntemleri sıklıkla denenir olmuştur.
Avrupa Birliği Genişlemeden Sorumlu Komiserine, Yargı Reformu Strateji Taslağının verilmesinin de eleştirildiği bildiride, şu ifadelere yer verildi:
Tüm bu gelişmeler, ısrarlı bir biçimde ve sistemli olarak yargı erkinin bağımsızlığının hazmedilemediğinin, tarafsızlığı sağlama adı ve aldatmasıyla yürütmeye yandaş, onu koruyup kollayan ve onun tarafından denetlenen bir yargının oluşturulmasının amaçlandığını belgelemeye yetmektedir.
Hedeflenen budur, ancak asla unutulmamalıdır ki, insanlık tarihi böylesi güdümlü yargı ile varlığını sürdürebilen, bireyini güvenli ve mutlu edebilen ve uygarlık yarışında bayerle hazırlanması gerekeceğinin göz ardı edildşarılı olabilen hiçbir millet ve devlete tanıklık etmemiştir. Yüce Türk ulusu ise bağımsızlığı ve etkinliği eksiksiz bir yargı erkine her zaman layık olmuştur. Yüce ulus adına yargı yetkisini bu görüş ve sorumlulukla kullanmayı sürdüreceğimizi, yargı bağımsızlığının takipçisi olacağımızı
saygıyla duyururuz.
Bildiride, Yargıtay Başkanlar Kurulunun, kuruluşunun 85. yılında Cumhuriyetin temel niteliklerinin tartışmalara ve yeni tanımlamalara konu edilmesinden ve yargı erkine yönelik sistemli saldırıların ivme kazanmasından duyduğu kaygıyla görüş ve önerilerini, adına yargı yetkisi kullanmaktan onur duyduğu Yüce Milletiyle paylaşmak gereğini duyduğu ifade edildi.
Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti idealinin yüceltmeyeceği kişi ve kurum bulunmadığına işaret edilen bildiride, Cumhuriyetin temel niteliklerini benimseme, sahiplenme ve koruyup yüceltme işlevinde, devletin temel organları olarak yasama, yürütme ve yargı, Anayasa gereği, uygar bir iş bölümü ve işbirliğiyle yetki ve sorumluluk üstlenmiş, erkler arasında üstünlük sıralaması olmadığı, üstünlüğün sadece Anayasada bulunduğu ilkesi getirilmiş, yargının bağımsızlığına özellikle vurgu yapılmıştır
denildi.
Yargı Reformu Strateji Taslağının Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesine sunulmasının eleştirildiği bildiride, Bu konuya ilişkin Yargıtayca yapılan düzeyli ve hukuki uyarıya hiç de icaplı olmayan biçimde karşılık verildiği, zamanlaması, biçimi ve içeriği itibariyle kabulü mümkün olmayan taslakla, yürütme erkinin nasıl bir yargı erki yaratmak istediğinin gün ışığına çıktığı kaydedildi.
Bildiride, Yargı erkinin geleceğini şekillendirecek böylesine ciddi bir taahhüdün (Yargı Reformu Strateji Taslağı) Yargıtaya sunulmadan, görüş, düşünce ve deneyimlerinden yararlanmadan diğer yüksek mahkemelerin ve yargı erkinin sair üst organ ve kuruluşlarının ve mensuplarının görüş ve önerilerinden de yararlanma gereksinimi duymadan AB yetkilisine verilmesinin devlet sorumluluğuyla bağdaşmayacağı, hiçbir gerekçeye de sığınılarak açıklanamayacağı ortadadır ifadelerine yer verildi.
Başkanlar Kurulu bildirisinde, Kaldı ki yayımlanmış içeriği itibarıyla reform gibi gösterilen ve gerçekleştirileceği Devletçe taahhüt edilen birçok önerinin, yargı bağımsızlığı adına asla kabul görmeyeceği, yoğunluğunun Avrupa Birliğinin önceki istişare ve ilerleme raporlarıyla ve keza kabul görmüş uluslararası yargı bağımsızlığı kavramlarıyla büyük ölçüde çeliştiği gözlemlenmiştir denildi.
AB ilerleme raporlarında, Yargıtayın da görüşlerine uygun olarak yer alan; Türk yargı erkinin bağımsızlığını zedeler düzeyde, yürütme erki kaynaklı müdahalelerin giderilmesi gereğine ilişkin tavsiyelerin dışlandığı görüşüne yer verilen bildiride, şunlar kaydedildi:
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumunda bakan ve müsteşarın yer alışının, milli hakimiyet ilkesine yönelik önemli bir adım olduğu gerekçesiyle savunulup korunduğu, bununla da kalınmayarak, geçmişte sakıncaları görülerek uygulanmasından vazgeçildiği gözetilmeden, yargayerle hazırlanması gerekeceğinin göz ardı edildının yasama organına karşı sorumluluğunu temin adı altında yasamanın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu?na üye seçmesinin gerekliliği ve bu doğrultuda düzenlemeler
yapılacağının ifade edildiği, böylece yasama erkindeki etkinliğini kullanarak, yargıç ve Cumhuriyet savcıları üzerinde yürütme erkinin baskı ve denetiminin geliştirilmek istendiği, Yargı mensuplarının yürütme erki güdümünde bir sivil örgütlenme oluşturabilmelerinin öngörüldüğü, bağımsız ve özgür bir kuruluşa izin verilemeyeceği görüşünün öne çıkarıldığı, Tüm olumsuz koşullara karşın, yargı işlev ve yetkisini özveriyle yürüten yargıç ve Cumhuriyet savcılarının, her türden engele rağmen ulaştıkları
başarı düzeyini takdirle değerlendirmek, özlenen yargı hizmetinin sunulamamasının nedenlerini isabetle saptamak ve diğer erklerin sorumluluğu kapsamındaki eksikleri gidermek yerine, karşılaşılan olumsuzlukların yegane sorumlusu yargı mensuplarıymış gibi bir ön yargıyla etik değerlere atıfta bulunulduğu, yargıya güvenin tartışılması başlığı altında asıl sorumluluk öncelikle yargının kendisine düşmektedir, bu çerçevede hakimlik makamına, bütün kişi ve kuruluşların yanı sıra ve bunlardan da önce olmak
üzere bu makamı temsil eden kişilerin saygı göstermesi ve bu makamda bulunmanın onurunu hissedip bu onura uygun tavır ve davranışlar içerisinde bulunmaları vazgeçilmez bir sorumluluktur sözleri seçilerek, hiç de yerinde olmayan ifadelerle, ulusal yargının ve mensuplarının yabancılara şikayet edilebildiği esefle gözlemlenmiştir. Bu düşünce, niyet ve tasarrufların, yargı erki adına ve adli yargının en üst kurumu olan Yargıtay tarafından asla kabul edilemeyeceği, bağımsız yargı hedefiyle
bağdaştırılamayacağı, dahil olmayı amaçladığımız Avrupa Birliği müktesebatıyla da uyum sağlamayacağı açıktır.





Memur Oğlu Memur







